Sürekli Uyku İsteği

Uzmanların sürekli söylediği gibi , kişinin sürekli uyku isteği duymasının Narkolepsi hastalığının en önemli belirtilerinden oduğunu söyledi. Uzmanlar, “Uyku haliniz içtiğiniz fincanlarca kahveye rağmen geçmiyorsa belki de bir uzmana görünme zamanı gelmiştir. Halk arasında çok fazla bilinmediği için ihmal edilen ve uzmana başvurmakta geç kalınan bir hastalıktır. Gündüzleri aşırı uyuma isteği olarak tanımlanan bir nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Halk arasında uyuyakalmak, çok fazla uyumak istemek gibi basit bir durum değildir. Bu hastalık kişiyi günlük yaşamından koparan ve maalesef tedavisi mümkün olmayan sadece hastaların yaşamını kolaylaştırabilecek bir takım tedavi yöntemlerine sahiptir” dedi .Çok fazla uyku aynı zamanda fazla rüya görmeniz demektir. Normal uyuyan insanlar bir gece de 4 ila 5 rüya görürler.

Neden Rüya Görürüz?

Rüyanızda her şey olabilir.  Uçabilirsiniz, okyanusları dolaşan küçük bir kara balık olabilirsiniz, ya da bir süper kahraman olabilirsiniz, inanılmaz yeteneklere sahip olabilir bu yetenekleri kolaylıkla kullanabilirsiniz, aşklarınızla uyanıkken yaşayamadığınız mutlu anlar yaşayabilir, kaybettiklerinizle yeniden buluşma fırsatı yakalayabilirsiniz, yada çok göz yaşı döküp çok kahkaha atabilirsiniz vesaire…

Rüyalar, bilimin bütün alanlarındaki araştırmacılar için şaşırtıcı bir konu başlığıdır.Hala daha bir sonuca uluşılmamış incelemeler ve araştırmaları devam etmektedir. Biyolojik alandaki araştırmacılar uyku anında beyinde nasıl bir psikolojik süreçlerin ortaya çıktığı ve insanlar rüya görürken beyindeki nörolojik dalgalanmaları gözlemleme üzerine çalışırlar. Psikoloji bilimi alanındaki bilim insanları ise rüya içeriklerinin uyanık yaşama dair çıkarımları üzerinde çalışırlar. Bu bilim insanlarının odaklandığı kısımlar dışında, genel olarak bilim insanları rüyalar konusunda hala keşfedilmeyi bekleyen bilinmezliklerin var olduğu konusunda hemfikirler.

Rüyaların Kökeni

Jung, rüyaları iradenin denetimi altında olmayan, bütünüyle doğal olgular olarak görürmüş. Rüyaların her zaman, bilinçli zihnin gereğince anlamadığını bir şeyleri dile getirmeye çalıştığını belirtiyordu. Jung’a göre rüyaların çok farklı nedenleri olabilir; Jung da, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, olası çeşitli nedenleri olduğu kanısındadır: 

  • Fiziksel nedenler, örneğin yatmadan önce çok fazla yemek yeme.
  • anımsama, çok uzak geçmişten bir anı,,o gece izlediğin bir flim ya da önceki günün olaylarını zihinden geçirme söz konusu olabilir.
  • dengelemeler, bunlar kişinin uyanık yaşamda yoksun olduğu şeyleri dengelemeye yöneliktir. Bu tür bir rüya, gizli bir arzu ya da çatışmayı aydınlatabilir. Tekrar tekrar görülen rüyalar, çoğu zaman kişinin yaşamaya yönelik tutumundaki belli kusurları dengelemeye çalışır. Bu tür çatışmalar, çocukluktan geliyor olabilir.
  • ileriye bakma, bu tür rüyalar arasında uyarı rüyaları, gelecek olaylara ilişkin endişelerimizi yansıtan rüyalar ve daha gizemli öngörü rüyaları yer alır. Çoğu zaman yaşamlarımızdaki krizler de olabilir, ki bu krizlerin fiilen meydana gelmeden önce uzun bir bilinçdışı tarihleri vardır. 
  • kahince rüyalar, Jung bunları “büyük” rüyalar olarak da adlandırır. Bunlar, rüyayı görene kutsi ve son derece önemli hissi veren rüyalardır; atalarımızın tanrılardan gelen iletiler olarak yorumlayacakları türden rüyalardır.

Jung, rüyaların kısmen çocukluk dönemine ait malzemeyle,geçmiş zamanda yaşanılan ve rüyayı görenin yaşamındaki yakın tarihli olaylarla örüldüğü konusunda Freud’a katılıyor, ama üçüncü bir kaynağın olduğunu da fark etmeye başlıyor. Nasıl insan embriyosu evrimsel yolculuğunu yapar. Dolayısıyla, rüyalar çocukluğa ve ötesine -kolektif bilinçdışının en ilksel güdülerine- uzanan geçmiş anıları anımsamamızı sağlar. Freud’un daha önce belirttiği gibi, bazı durumlarda, geçmiş olayları anımsama, bebekliğe ait anılardaki boşluğu doldurup yetişkin ruhuna denge ve zenginlik getirerek son derece iyileştirici olabilir. Kişi analizde ne kadar ilerlerse, rüyaları o kadar karmaşık ve simgesel hale gelme eğilimi gösterir. Jung, rüyaların kişisel yaşamın ve kişisel yaşama özgü deneyimlerin ötesine, kolektif ve mitolojik  alanına uzanmaya başlayabileceğini görmüştür. Ayrıca Jung, rüyaları ruhun genel dengesine katkıda bulunan doğal oluşumlar olarak gördüğü gerçeğini asla göz ardı etmemiştir.

Jung Ve Rüyaların Çeşitli İşlevleri

Kolektif bilinçdışından arketipsel anıları geri getirmek, yaşamlarımızın bilinçli olarak farkında olmadığımız iç ve dış yönlerine dikkat çekmek. Jung’un rüyalar hakkındaki fikirlerinde Freud’un büyük etkisi var tabiki. Ruhu irdelemeye yönelik,duygusal değişimleri anlamak için araç olarak rüyaların değerini ilk fark eden kişi Freud’du ve onun kuramları Jung’a kendi kuramlarını keşfedip geliştirmek için bir başlangıç noktası oluşturdu. Bu kez öncü olan Freud’du, Jung ise onun keşfettiklerini geliştirmişti. Freud, rüyaları nevrotik semptomlar olarak görüyordu; büyük bir olasılıkla bunun nedeni, hastalarının hemen hepsinin gerçekten de nevrotik olmasıydı. Freud’un belirttiğine göre, rüyalar, bastırılan arzuların sembolik yoldan giderilmesidir. Bu arzular çoğunlukla cinsel niteliklidir. Bir rüyada simgeleştirilmiş gizli arzuyu irdelediğimizde, kişinin nevrozunu açığa çıkarmaya başlayabiliriz. En basit biçimiyle bir rüya, doğrudan bir arzuyu dile getirir; örneğin aç olan kişi, rüyasında yiyecek görecektir. Freud, rüya görmeyi büyük ölçüde çocukluğa ve hayatlarımızın o döneminde egemen olan içgüdüsel güç ve imgelere gerileme biçimi olarak görüyordu. Gerçekten de, Freud bunların çoğunlukla çocukluktaki cinsel dürtülerin dışavurumları olduğunu düşünüyordu. Bu dürtüler kabul edilemez olduğu için bastırılıyordu; dolayısıyla, rüya çok önceleri üstü örtülüp bastırılmış şeyleri dile getirmenin sansürlü bir biçimidir. Freud’a göre, kişinin yaşamındaki yakın tarihli olaylar ve arzular rüyalarda küçük bir rol oynar; genellikle bunlar, bir biçimde erken bastırılmış arzulardan birini tetiklemişlerse belirirler.

Rüyaların Önemi

Rüyalar, tüm yaşamı boyunca Jung için son derece önemli olmuş. Rüyalar, Jung analizinin kilit yönlerinden birini oluşturur; ona göre, tıpkı düşüncelerimiz de, rüya, arketip ve öteki zihinsel imgelerin de kendi ayrı ruhsal gerçeklikleri bulunur. Bunlar bize, “bizim” asla düşünemeyeceğimiz çok değerli kavrayışlar kazandırır. Jung, bunun nasıl işlediğini anladığını iddia etmemiştir; aslına bakılırsa, kendisine ait herhangi bir rüya kuramının olmadığını ve rüyaların kökeninin ne olduğunu bilmediğini söylemiştir. 

Tekrarlayan Rüyalar

Uzun bir süre boyunca tekrar tekrar görülen rüyalardır. Bu rüyalar kişi için mutluluk verici .kabus, şaşkınlık gibi rüyalar olabilir. Kişiye ve deneyimlerine özgü olabilirler. Bilincin yakalayamadığı yada engel olamadığı fakat psişik bütünlük için önemli olan olayları içerirler. Bilinç reddettikçe rüya tekrar etmeye devam eder.