Bilinçli Rüya “Lucid Dreaming”

Rüya yaşantısında karşılaşılan durumlar ve olaylar sıklıkla olanak dışı durumlardır, ayrıca rüya görenin isteği dışındadır. Akıp giden rüya yaşantısının çok az bir bölümü hatırlanabilinir. Hatırlanan bölümler çoğunlukla bir emosyona yol açıyorsa ve kişiyi etkiliyorsa mümkün olmaktadır. Bu duruma karşın ‘akıllı rüya’ da kişi kendisinin rüya gördüğünün farkındadır. Bazı kişiler bunu rüya içinde rüya görmek olarak yaşayabilirler. Bazen rüyada gördüğü çevreyi, nesneleri objeleri ya da kişileri ve olayların akışını değiştirmek gibi rüyanın çeşitli yönlerine müdahale etmek olasıdır. Bilinçlilik hali akıllı rüyalarda kısmen geri gelmiştir. Kişi rüyada olduğunu bilir, buna karşın rüya yaşantısına devam eder. Rüyadaki ortam çok daha gerçekçidir, Algılama ve duyumlar yükselmiştir. Akıllı rüya uyanmaya yakın dönemlerde daha belirgindir, Daha çok anımsanır. Sorun çözme rüyalarında, istihareye yatma rüyalarında akıllı rüya biçimi devreye girmektedir. Kişi rüyada olduğunu fark etmekte ve rüya sürecine yarı bilinçli olarak müdahale etmeye başlamaktadır.

Rüya içeriği

Rüya içeriğini oluşturan emosyonlar arasında en çok rastlana  duygu kaygıdır. Erkekler kadınlara göre daha fazla saldırgan içerikli rüyalar görmektedir. Elde edilen bulgular, yaşamdakine benzer içeriğin rüyalarda sürdüğünü göstermiştir. Rüyaların %10’unda cinsel içerik vardır ve gençlerde daha fazladır. İnsanların %12’si sadece siyah beyaz rüya gördüklerini bildirmiştir (Hall 1990). Bunun yanı sıra kişi kendisini bazı belirli durumlarda görebilir. Bunlar arasında kovalanma, havada uçarken görme, yavaşça koşarken, düşerken, cinsel ilişki kurarken, çıplak halde olma, geç kalma rüyaları, bir sınava hazırlıksız girmek, dişlerinin dökülmesi, ölmüş birini canlı görme, kaza geçirme, sağlık durumu bozulması,çok ağlamak,çok gülmek ve hastalık rüyaları sayılabilir.

Rüyalar üzerine önemli incelemeler yapan Freud’a ve onu izleyen psikanalistlere göre rüyalar bilinçli dünyamızda normalde bastırdığımız, duyguların, arzuların dışavurumunu sağlar, böylece zihnimizde bastırılan ve açık kalan içerik arasında bir harmoni ya da denge oluşmasını sağlar. Freud rüyaların diğer bir işlevinin uykuyu sürdürmek olduğunu ileri sürmüştür. Freud’a göre rüya yaşantısı kişinin dikkatini iç fantezi dünyasında tutarak çevresel uyaranlarla uyanmasını önler. Rüyalar sayesinde gece boyunca dış uyaranları uyanmadan rüyaların bir parçası halinde yaşayabiliriz ve böylece uykunun sürmesi sağlanır. Buna karşın zihin tehlike uyaranları algıladığında, acil durumlar olduğunda ise uyanır. Diğer bir önemli psikanalist olan ve analitik psikoloji okulunun kurucusu olan Jung’a göre rüyalar hem bireysel hem de ortak bilinçdışını yansıtan sembollerle kendini dışa vurur, bu semboller birçok kültürde ortaktır ve insanın temel korkularını ifade eder.

Rüya, uyku sırasında yaşanan görsel imgeler, sesler ve diğer bedensel duyumlara eşlik eden duygular, düşüncelerden oluşur. Rüyada bütün bu duygu ve düşünceler bir anlatıcı tarafından oluşturulan bir senaryo içinde bir filme aktarılması gibidir. Rüyadaki anlatıcı, senarist ya da yönetmen aslında kişinin kendisinden başkası değildir.

Rüyalar ve Uyku

Tarih boyunca rüyalar ve uyku ilgi çeken bir konu olmuştur. İnsanoğlunun yaşamının nerdeyse üçte birini geçirdiği uyku ve rüyalar üzerine birçok insanüstü ve gizemli anlamlar yüklenmiştir. Eski yunan mitolojisinde uykunun ‘hypnos’ adlı tanrıça tarafından yönetildiğine inanılmıştır. Hypnos ‘Thanatos’ un yani ölüm tanrıçasının kardeşidir. Hypnos’un bir Yunan adasında bir mağarada yaşadığı, bu mağaranın unutkanlık nehrinin suları altında kaldığını anlatan bir efsane vardır. Uykuda görülen rüya ve fantezileri temsil eden oğulları, Morpheus, Phobetor ve Phantasos’tur. Bütün bu mitolojik özellikler uykunun özelliklerinin kişiselleştirilmiş durumudur. Phobetor rüyalarda görülen kâbusların kişileştirilmiş hali, Morpheus rüyada sürükleyen ve unutmayı sağlayan tanrıçadır. Yunan mitolojisi yanısıra eski çağda birçok kültür ve yaşanan konular rüyaları gelecekten haber veren yaşantılar olarak görmüştür.

Kabuslarımız Neye İşaret Ediyor?

Bir diğer bilimsel bakış açısına göre ise insanlar uyku görme sırasında günlük yaşamda korktukları,kaçtıkları şeyler ile yüzleşip onlar ile rüyalarında savaşmaya çalışırlar. Kabus görmeler bu durumun en açıklayıcı örneğidir. Eğer insanlar günlük yaşamlarında bir şekilde korkularla karşı karşıya kalıyorlarsa bu durumu beynin çeşitli şekillerde rüya sırasında tekrar işleyip karşımıza çıkarması çok normal bir süreçtir.

Bilim insanlarının ortak görüşlerinden bir tanesi rüya görme sırasında bütün beynin işliyor olduğu ve beynin uyanıkken olduğu gibi işlemeye devam ediyor olması. Sadece kaslarda meydana gelen beyinsel algılar beyin tarafından işlenmemekte bu sebeple de gördüğümüz rüyaların etkisi ile uyurken vücudumuzu hareket ettirmiyoruz. Ancak beynin uyanıkken sahip olduğu duygusal algılamalar ya da duyguların işlenme şekilleri rüya sırasında uyanıkken olduğuna göre çok daha etkili bir şekilde çalışmaktadır. Bu da demek oluyor ki rüya sırasında sahip olduğumuz duygular uyanıkken sahip olduklarımıza göre daha fazla olabilir. Ancak bu durumun bütün uyku süresi boyunca bu şekilde olmaması bazı rüyaları uyandığımızda hatırlamamamıza neden oluyor. Bazı rüyalarımızı ise uyku sırasında sahip olduğumuz güçlü duygulardan ve hissetiklerimizden dolayı  uyandığımızda çok net bir şekilde hatırlayabiliyoruz. Aynı şekilde ikinci bir karşılaştırma ise uyurken sahip olduğumuz düşünme ve hareket etme özelliğimizin uyanıkken sahip olduğumuzdan çok daha düşük seviyede olması.

Neden Rüya Görürüz?

Bazılarımız hırsızlarla karşılaşıyor, bazılarımız dinazorlarla dövüşüyoruz. Birileri çikolatalı turtayı tam mideye indirirken, birileri uçurumlardan düşmemeye çalışıyor. Birileri ağlarken , birileri gülüyor. Rüyalarda her şey mümkün. Ama neden beynimiz her gece böyle renkli rüyalar üretiyor?

Günün sonunda yorgun düşen bedenimiz sahip olunan günlük koşturma ve stresin ardından uyuyarak kendini yenileme ve ertesi güne hazırlama görevini yerine getiriyor. Bilinen en büyük gerçek, rüyalarımızın bizim hayal ürünlerimiz olduğu ve hepsinin düşünücüsünün ve yaratıcısının biz olduğumuzdur. Günlük yaşamımızda sahip olduğumuz her türlü durum ve yaşadığımız olaylar bizim bu rüyaları görmemizde rol oynar. 

Burada oluşturulan rüyalar bilinçli olarak oluşturulmadığı için, bilinçaltımızda sahip olduğumuz dengelerin önemi büyüktür. Bir kişinin çok uzun süre ve çok derin uyumadığı takdirde normal bir uyku sırasında bir gecede dört ile yedi arasında rüya gördüğü bilinmektedir. Sabah uyandığımızda hatırlamadığımız rüyalarımızı gün içerisinde ya da ilerleyen günlerde günlük hayatımızda karşılaştığımız bir durum sonucu hatırlıyor olabiliriz. Ya da bazen ben bu durumu bir yerden hatırlıyorum hissine kapılıyor olabiliriz. Bu durumun sebebi de bizim de bildiğimiz gibi uyandığımızda bazen bu rüyaların hiçbirini bazen ise sadece bir tanesi hatırlıyor olmamız ve hatırlamadığımız rüyaların uyanıkken edindiğimiz tecrübeler ile onları yeniden hatırlıyor olmamız sonucu oluşur. 

Hiç Rüya Görmemek ve Çok Rüya Görmek

Rüyalar olmazsa ne olur sorusunun yanıtı iyi bilinmemektedir, çünkü rüyalar unutulduğu için kişinin rüya görmediğini ispatlamak çok zordur.  Öte yandan hiç rüya görmeyen kişilerin aslında gece uykularının çok az bölündüğünü, bu kişilerin deliksiz ve derin uyuduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın geceleri çok sık rüya gören kişiler çok sık uyandıkları için rüyalarını daha çok anımsamaktadır. Ancak bu fazla anımsama zihnin yorulmasına yol açmaktadır, uykunun dinlendirici özellikleri azalmaktadır.